Günbatımından gündoğumuna doğru bağzı nehirler.


Kendimi bir masalın içinde gibi hissediyordum Prag’ın sokaklarını gezerken. Her kaldırım taşında, her kokuda, her renkte neden Bohemya’nın merkezi olduğunu anlayabiliyordum. Gündoğumunu, günbatımını, güneşini ve yağmurunu gördüm şehrin. Her ışıkta bambaşka güzellikteydi.

Sanırım Prag’ın ruhunu gördüm tek gecemde.

Gecenin iki buçuğunda çakırkeyif adımlarla dar sokaklarında ilerliyorduk. Gökkuşağını gördüğümüz günün gecesi, sisliydi. Prag en çok sokakları boşken güzeldi. Charles Köprüsü’ne vardığımızda önümde sisten başka hiçbir şey yoktu. Saçma bir şekilde o an köprü benim için kutsal bir alana dönüşmüştü. Adımımı attığım anda arkamda kalan ne varsa bağımı koparmıştım. Köprüde ilerledikçe ne önümü ne arkamı görebiliyordum. Nehir kaybolmuştu, Prag gizlenmişti. Gördüğüm tek şey köprünün boğuk ışıkları ve heykellerin silüetleriydi.

Sadece tek bir cümle kurdum; "Kafka’nın ruhu buralarda geziniyor olmasın?"

Kimse gülmedi söylediğime. İşin en güzel yanı buydu.

Köprü hiç bitmeyecek gibiydi. İki ucu da sonsuzluğa uzanıyordu o an. Birkaç metre ötesi, hiçlikti ve aslında her şeydi. Tam o anda tüm şehir zihnimin içinde cisme bürünmüştü.

Bir gün uyanmış ve kendimizi küçük Gregor Samsa’lar olarak bulmuştuk. 

Mutluyduk.


"Ölümü umursadığı yoktu; ama yaşam çok şey demekti. O yüzden de idam hükmü verildiği andaki duygusu korku değil, özlem oldu."

Şu an özlem dolan bizleriz. Latin Amerika’nın kokusunu ondan öğrendim ben.

Sonsuz oldu, Gabriel Garcia Marquez. 


Sigaranın iki yudumu arasındaki süre kaç ömre eş düşebilirdi? Bakışları ayın dolun halindeyken, bir kere çekmişti sigarasından. Tam o anda reklamlardaki çürümüş ciğerler gözünün önünde belirmişti. Duman, ağzının içinde dolanıyordu. Dişlerinin kökleri gözünün önündeydi. Boğazına yaklaşmıştı. Soluk borusunun tahriş olmuş yapısı tam karşısında duruyordu. İki ay önce, ona çıplak ayakla gezmemesini söylemişti. Hani şu birlikte yemek yaptıkları gece. Sigara dumanı soluk borusunun bitiminde hangi ciğere ne ölçüde yerleşmesi gerektiğine karar veriyordu. Yerdeki masa lambasının sakin ışığını çok sevmişti o gece, kadehin kırılması dışında her şey sakindi sahi. Sol ciğere bir tutam fazla olmak üzere her bir ayrıntıya yayılmıştı duman. Katrana batırılan süngere mi benzetmişlerdi o reklamda? Kendinden geçmiş milyonlarca hücrenin sağlıklı nefes alamamaya başlamasının hikayesi olmalıydı. O gece uyku aralarında korkmuştu, sebebini hala çözebilmiş değildi. Kalan dumanı aya doğru üfledi. Hayır, gözünün önüne gelen ciğerler midesini bulandırmamıştı. Elindeki sigara bittikten sonra diğerini yakmak için heyecan duyuyordu.


Poz verdi.


Burayı unuttum gibi. Neden bilmiyorum, yazasım yok. O yüzden reklam yapıp gidiyorum.

http://instagram.com/nilululuf

Bu aralar ne yaptığıma dair biraz


Günleri beraber batırsaydık ya.


Bulutların bir ucu senin gökyüzüne ulaşıyor belki de.

Bana rüzgarla yağmur mu yolladın oralardan?



Şehrin göbeğindeki parkta ceylan olur mu? Sincapları, tavuskuşlarını ve ördekleri anladım da ceylan?

Nasıl güzel bir canlısın sen.

Gönlünce dolaşabiliyordu parkta, insanlardan da korkmuyordu çünkü kimse ona zarar verecek bir şey yapmıyordu.

Ben her yerde böyle park istiyorum.


Dinmiyor öfkeler, hüzünler, boğazda biriken yumrular, göğsümüze sıkışan çığlıklar dinmiyor.


Çocuklar uyurken susulur, ölürken değil.

Varşova’ya Berkin’i anlattık…


Farklı bir dilde düşünmeye başladığımı fark ettiğimde ürperdim. Sevdiğimle aramda ciddi anlamda yollar olduğunu, hadi deyince ona ulaşamayacağımı tam da o an sahiden idrak ettim.

Gerçekten mutluyum, zamanımın hemen hemen hiçbir dakikasını ziyan etmemeye uğraşıyorum, en büyük hayalime bir noktadan başlamış olmanın hevesiyle doluyum ama bütün bu an’ları yaşarken “o da olsaydı bunu severdi” diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.

Sevgili’lik  bu mu oluyor acaba?

Bir tür muhtaçlıktan veya aidiyet duygusundan bahsetmiyorum hayır. Kendine ait bir yaşam alanına sahip olmanın yanı sıra, anıların içinde O’na da yer verme isteği aslında bu.

Önemsemek, diye düşünüyorum.


Auschwitz I & Auschwitz Birkenau

09.03.2014


Dokunulması yasak olan piyanosuna ne yaptım? Tabi ki dokundum.